28 Eylül 2009 Pazartesi

Burayı öykü falan dışında pek kullanmıyordum ama şu mimleme olayı hoşuma gitti, ben de yapayım dedim. Misal,














İçinde bir grup misket olan kese. Ben bir şey yazmıştım kısacık, ona karşılık olarak verildi. Bakınca hala seviniyorum.















Yurtta kaldığım ilk sene esnasında askerdeki yakın bir akrabamdan bana gelen mektup. Güzel bir mektup, haber almak da iyi olmuştu.
















Tamam, bunun üzerine kurulu ilginç anılarım yok ama edindiğim çoğu ilginç anı esnasında yanımdaydı. İlk ve umarım son telefonum olur bu. Çok alıştım.















Bu fotoğrafı aldığım yeri tam hatırlayamıyorum. Sanırım baktıkça fotoğraftakilerin çocuklarının çocukları ne yapıyorlardır acaba diye merak ettirdiğinden bu kadar hoşuma gidiyor, emin değilim. Evet, süper özgün bir sebebi yok.















Bu öykü aslında oldukça kötü olsa da düzeltilebilirmiş gibi geliyor. Muhtemelen yazması benim için oldukça yorucu ve tatmin edici olduğundan hala bu derece seviyorum. Bir ara düzeltmeye devam etmem lazım.











Bunlar sanırım en sevdiklerim. Her ne kadar pek başarılı olmasalar da ayrılması en güç olan şeyler bunlar olut benim için. Çoğu bu blogda da var zaten. Aslında bu klasör çok daha kalabalık olmalıydı. Sanırım asla kötü bir şey olmazmış gibi davranmak yerine bir takım şeyleri sağlama almak lazım.

Not: Evet, fotoğraf makinesi elime biraz iğreti duruyor. Blog da öyle. Sanırım ekran görüntüsü de biraz ufak oldu, bir şey anlaşılmıyor. Neyse ama, bu kadar oluyor sanırım.

3 yorum:

Ayna-i Marzî dedi ki...

Keşke yorum bıraksaydın, yazdım diye, merak edip bakmasam haberim olmayacak :/

Fotoğrafların iğretilik bir halleri yok, blogun da. Ufak fotolara tıkladığımızda büyüyüp gayet okunaklı oluyor zaten. Bir de, o eski fotoğraflardaki insanların büyük hallerini merak ettim, nasıl insanlar olmuşlardır acaba?

serendipity dedi ki...

Koyduğun fotoğraflarda ve her birine ilişkin verdiğin açıklamada bana en ilginç gelen, öykülerindeki genel üslup ya da havayla gösterdikleri paralellik. Bir kişiye, yazarlık pratiğine kendini vermiş olmasına karşın (aslında bence tam da bu yüzden), bu kadar söylemsel yaklaşmak ne kadar doğru bilemiyorum. Ama cüretimi bağışlayacağını umarak hoşuma gittiğini söylemek isterim. Eline sağlık.

Ayna-i Marzî dedi ki...

Hani öykülerimiz nerede ya? Özledim ben :)

Sen de gelmiyorsun pek irc'e, ne yapıyorsun, nasıl geçiyor hayatın hiç bildiğimiz yok.